Süslenme ve süsleme arzusunun insanoğlunun yaradılışı ile başladığı bilinmektedir. İnsanda var olan bu istek yaşadığı döneme göre çeşitlilik göstererek süregelmiştir. İhtiyaçlarını giderme güdüsü ile yola çıkan insanoğlu zamanla giysilerini, evlerini, kullandıkları eşyaları süsleyerek bunu bir sanat haline dönüştürmüştür. İnsanlık tarihi kadar eski olan el sanatları, tarihi ve turistlik değer taşıması, geleneksel özellikler bulundurması, kişinin zevk, duygu, düşünce ve yaratıcılığını yansıtması açısından önemli bir kültür öğesi özelliği taşımaktadır. Yüzyıllardır sürdürülen geçmiş ve günümüzde uygulanan el sanatlarından biri de dericiliktir. Deri, hayvan gövdelerini kaplayan, olumsuz hava şartlarından koruyan, kalın, dayanıklı ve esnek bir dış örtüdür ve piyasaya sunuluncaya kadar bazı işlemlerden geçer. Hayvandan yüzülen ve tabakhanelerde işlemeye hazır olan deriye “ham deri“ işlendikten sonra ortaya çıkan deriye “mamül deri” denmektedir (Özdemir, 2004:79). Deri, insanların taş ve ağaçtan sonra ilk ve en çok kullandıkları doğal kaynaklardandır. Orta Asya‟dan başlayarak Anadolu‟ya kadar uzanan tarihsel gelişimde dericilik önemli kültür değeridir. Derinin sanat ürünü olma özelliği ise insanların deriyi işleme keşfiyle başlamıştır. Böylece deri ürünler insanoğlunun evrimine paralel olarak giyimden çadıra, dekorasyondan sanat eserlerine kadar sayısız alanda yerini almıştır (Kanbay, 1993:16-17).
İlk çağlarda dericilik, insanların tabiat şartlarına karşı koymak amacıyla, örtünme ve barınma ihtiyaçlarıyla ortaya çıkmıştır. Derinin sanat ürünü olma özelliği ise insanların deriyi işlemeyi keşfiyle başlamıştır. Yazılı kaynaklar, yapılan araştırma ve kazılardan elde edilen bilgilere göre, deri için kullanılan aletler ve bazı deri kalıntıları bulunmasıyla, derinin kullanımının taş devrinin erken tarihlerinde başladığı konusuna açıklık getirmektedir (Yıldız, 1987:22). Dericilik tarihinde Türklerin önemli bir yeri olduğu, ham deriyi işleme ve deriden eşya yapma zanaatını Orta Asya‟da yaşadıkları dönemlerde geliştirdikleri bilinmektedir (Arıtan, S., 2008:124).
Sibirya‟da ve Altay Dağları‟nda yapılan kazılardan çıkarılan eyer örtüleri, kap kacak, yemek muhafazaları, tulumlar, kemerler, kaftanlar, savaş araç ve gereçleri derinin kullanım alanları hakkında bilgi vermektedir (Güler, Özdemir, 2004:582-583). Orta Asya‟dan göç ederek Ön Asya‟ya, daha sonra da Anadolu‟ya gelen Türkler deneyimlerini de birlikte getirmişler ve Anadolu‟da çok gelişmiş olan deri işleme sanatıyla bütünleşen bu deneyimler sonucu dericilik sanatı büyük bir gelişme göstermiştir. Ahi Evran‟ın iyi bir debbağ olduğu ve ilk kez çevresine topladığı debbağlarla Ahi örgütünün çekirdeğini oluşturduğu bilinmektedir (Büyük Larousse, 6/3064).
Anadolu Selçuklu ve Beylikler dönemlerinde dericiliğin yoğunlaştığı kentler, özellikle Kayseri, Diyarbakır ve Kastamonu dur. Ayrıca Kırşehir, Konya, Tokat ve Sivas‟ta boyacılığın ileri olması, dokumacılık gibi dericiliğin de gelişme kaynağı olmuştur (Ana Britannica, 7/167). Fatih Sultan Mehmed dönemi belgelerinden, ordunun deri ihtiyacını karşılamak üzere debbağların bir araya getirildikleri ve bunlara Yedikule yakınlarında günümüzde Kazlıçeşme adı verilen yerde 340 iş yeri tahsis edildiği öğrenilmektedir. Burada üretilen deriyi işlemek üzere de Fatih ile Beyazıt arasında Saraçhane kurulmuştur. Deri o dönemde birinci derecede savaş malzemesi olarak kullanıldığı bilinmektedir. Evliya Çelebi‟nin bildirdiğine göre, XVII. yüzyılda başlıcaları Kazlıçeşme, Kasımpaşa, Üsküdar‟da olmak üzere 700 debbağhane vardı. Aynı dönemlerde Anadolu‟nun birçok yöresinde debbağhanelerin bulunduğu, Diyarbakır, Tokat ve Edirne‟de işlenen sahtiyan adlı keçi derilerinin XVIII. yüzyıla kadar dünyaca tanındığı ve bu sahtiyanların (keçi derisi) büyük bir bölümü Avrupa ve diğer ülkelere ihraç edildiği bilinmektedir. (Büyük Larousse, 6/3064).
Odabaşı, E. ve Özdemir, M.,
Vocational Education (NWSAVE), 2C0061, 2018; 13(3): 32-51.
Osmanlı İmparatorluğu zamanında yönetim ve sanat merkezi olan sarayda derinin çok geniş bir kullanım alanının bulunduğu ve deriden yapılan her eşyanın üstün bir sanat değerinin olduğu bilinmektedir. Deri ürünler üzerine işlemeler ve çeşitli süslemeler yapıldığı özel koleksiyon, müze, kitap vb. kaynaklardan görülmektedir. Deri üzerinde işleme özellikle 16-18. yüzyıllarda Osmanlı saray ayakkabılarının yapımında çok kullanılmış bir süsleme tekniğidir. Deri, kadife, atlas üzerine gümüş veya altın sim ile kılaptan işi yapılmış ır. Kılaptan işi sarma şeklinde olup, daha ziyade çizmelerde, terliklerde ve çantalarda kullanılmıştır. İşleme yapılırken inci, pul ve mercan taneciklerinin birlikte kullanıldığı bilinmektedir. Derinin kumaş gibi kullanılabilme özelliği, çeşitli işleme tekniklerinin kolaylıkla uygulanabilmesini sağlar. Özellikle Osmanlı dönemine ait deri ürünlerin süslemesinde zengin işleme örneklerine rastlanmaktadır. Genellikle ince deri üzerine altın veya gümüş simler kullanılarak işlemeler yapılmıştır (Özdemir, 2007:67). Tanzimat‟tan sonra Osmanlı deri sanayiinde büyük bir gerileme oldu. Ayrıca Avrupa‟da sanayi devrimine bağlı olarak deri sepileme işinin makineleşmesi de bu gerilemeyi hızlandırdı. Ancak bu süreçte dağılan dericilik teşkilatı, 1866‟da “Şirket-i Debbâğiye” adı altında yeniden teşkilatlanarak Avrupa standartlarına uygun olarak üretim yapıp Türk dericiliğinin itibarını artırdı. Bu yıllarda küçük fabrikalar da görülmektedir. II. Mahmut dönemi (1809-1839)‟nde Beykoz‟da kurulan “Deri Fabrikası” da deri sanayiinin ilk kurumlarındandır ve Cumhuriyet döneminde de önemli yere sahip olmuştur. Cumhuriyet dönemi Türk dericiliği 1950‟lerden itibaren özellikle 1970‟ten sonra önemli gelişmeler göstermiştir (Arıtan, S., 2008:128-129). Türk deri sanatının yüzyılları aşan geçmişinin ürünü olan örnekler sanat tarihinin yanı sıra kültür tarihinin değerli belgeleridir. Bunlar taşıdıkları estetik özellikler dışında Türklerin giyim, kuşam, beslenme, diğer bir ifade ile yaşayış biçimlerini yansıtan; örf, adet, gelenek, görenek, moda vb. özelliklerini aksettiren, sergileyen görsel ve kültürel varlıklardır (Güler ve Özdemir, 2004:584).
Deri; göze hitap etmesi, organik bir malzeme olması, modern eşyalara uyumlu olması gibi nedenlerle birçok eşya ve aksesuar yapımında kullanılmaktadır. İnsanlar varoluşlarından beri farklı malzemelerden yararlanarak çeşitli teknikler geliştirmişler, deri işleri ve süsleme sanatları yaratmışlardır. Günümüzde de süslemeli deri eşya gittikçe önem kazanmakta ve hayatımızın her alınanda kullanılmaya devam etmektedir. Deri ürünlerin yüzey süslemelerinde; boyama, baskı, oyma, aplike, keserek işleme, yakma, ıslatarak şekil verme, dikiş ve işleme gibi teknikler kullanılmaktadır.
Kaynak : Emine OdabaĢı, Melda Özdemir 2018